Dil Seçimi :
Türkçe  English    
 
Hızlı Menü :
 
Gsm: 0532 4600170 / 0533 2335507





Gezi Rehberi

Canlı Tarih Galerisi

Araç Kiralama

Konaklama

Çanakkale Savaşları

Fotoğraf Galerisi

Menkibeler

Çanakkale Tarihi

Linkler

 

FERİBOT SEFERLERİ

Çardak-Gelibolu
Lapseki-Gelibolu
Çanakkale-Eceabat
Binek    : 10 YTL
Minibüs :
Otobüs :

 
MENKİBELER

Günübirlik Tur Seçenekleri
“ BENİM GÖZLERİM GÖRECEGİNİ GÖRDÜ”
O gün Bogaz tabyalari arasinda en çok is gören ve en çok hasara ugrayan Rumeli Mecidiyesi Bataryasi oldu. Sabahtan beri muharebenin en siddetli anlarinda dahi iki sahil arasinda gidip gelmekten çekinmemis olan Müstahkem Mevki Komutani Cevat Pasa, tabyanin feci durumunu haber aldigi zaman yine motora atlayip Çimenlik Iskelesi’nden karsi sahile hareket etti.

Cephaneligi berhava olan tabyanin durumu hazindi. Istihkam yikintilari arasinda dolasmakta oldugu sirada bir agacin altina uzanmis olan bir askerin hali dikkatini çekti ve yanina gidip
• “ Ne var evlat ?” diye sordu.
Nefer hemen yerinden firlayip esas durus vaziyeti aldi. Çünkü sesi tanimisti. Ama gözleri baska tarafa bakiyordu.
• “ Gözlerine bir sey mi oldu oglum?”
O zaman nefer tok sesiyle “ Üzülmeyin efendim” diye cevap verdi. “ benim gözlerim görecegini gördü” ( Evet düsman gemilerine tam isabet kaydedilmis ve “Ocean” destroyeri hareket edemez hale getirilmisti.) Cevat Pasa sessiz sessiz agliyordu

BİR ÇANAKKALE SEHİDİNİN SON MEKTUBU


Validecigim,
Dört asker dogurmakla müftehir sanli Türk annesi!
Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovasi gibi güzel, yesillik bir ovacigin ortasindan geçen derenin kenarindaki armut agacinin sayesinde otururken aldim. Tabiatin yesillikleri içinde mest olmus ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldim. Tekrar okudum. Söyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulundugumdan sevindim. Gözlerimi açtim, uzaklara dogru baktim. Yesil yesil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek egilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamliyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa dogru egilip kalkiyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardi.
Gözlerimi biraz saga çevirdim güzel bir yamacin eteklerindeki muhtesem çam agaçlari kendilerine mahsus bir seda ile beni tebsir ediyorlardi. Nazarlarimi sola çevirdim cigil cigil akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayi gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Basimi kaldirdim, gölgesinde istirahat ettigim agacin yapraklarina baktim. Hepsi benim sevincime istirak ettigini, yaptiklari rakslarla anlatmak istiyordu. Diger bir dalina baktim, güzel bir bülbül, tatli sedasile beni teshir ediyor ve hissiyatima istirak ettigini ince gagalarini açarak göstermek istiyordu.
Iste bu geçen dakikalar aninda, hizmet eri:
-Efendim, çayiniz, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekala, dedim. Aldim baktim, sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldin? dedim.
-Efendim, su derenin kenarinda yayila yayila giden sürü yok mu?
-Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.
-Iste onun çobanindan 10 paraya aldim.
Validecigim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katilmamis. Koyundan simdi sagilmis, aldim ve içtim. Fakat bu sirada düsünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdigi para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Sevket neden içmiyor?Fakat yukaridaki bülbül bagiriyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalim. O da erkek olsaydi, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akisini tetkik edecek ve çikardigi sesleri duyacak idi."
Sevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat validecigim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getirecegim. Ve su tabii manzarayi gösterecegim. Sevket, Hilmi de senin sayende görecektir. O güzel çayirin koyu yesil bir tarafinda, çamasir yikayan askerlerim saf saf dizilmisler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.
Ey Allah'im, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çikarmiyordu. Herkes, her sey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldim. Cemaat ile namazi kildik. O güzel yesil çayirlarin üzerine diz çöktüm.
Bütün dünyanin dagdaga ve debdebelerini unuttum.
Ellerimi kaldirdim, gözlerimi yukari diktim, agzimi açtim ve dedim :
-Ey Türklerin Ulu Tanrisi! Ey su öten kusun, su gezen ve meleyen koyunun, su secde eden yesil ekin ve otlarin, su heybetli daglarin Halki! Sen bütün bunlari Türklere verdin. Yine Türklerde birak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu taniyan Türklere mahsustur.
"Ey benim Yarabbim! Su kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini Ingilizlere ve Fransizlara tanitmaktir. Sen bu serefli dilegi ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düsmanlarini zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!"
Diyerek bir dua ettim ve kalktim. Artik benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.
Dünyanin en güzel yerleri burasi imis. Yalniz bu memleketlerde dügün olmuyor. Insallah düsman asker çikarir da, bizi de götürürler, bir dügün yapariz, olmaz mi?Kadir'e mektup yazdim.Validecigim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.Çantayi al, sandiga koy. Ben sana vaktiyle anlatmis idim., bu dünya böyledir.Fakat sen merak etme. O parayi vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasil aldik. Yalniz zaman ister. Validecigim, çamasir falan istemem, paralarim duruyor, Allah razi olsun.

Oglun
Hasan Etem
4 Nisan 1331
(17 Nisan 1915)

ÇANAKKALE SAVASINDA KAYBOLAN İNGİLİZ KRALLIK NORFOLK ALAYI


Simdi Çanakkale Savasin da Ingiliz Alayinin bir bulutun içine girerek gizemli bir sekilde nasil kayboldugunu bu bulutun ne olabilecegini ve dünyanin degisik yerlerinde de bu tür olaylarin yasandigini bazi belge , tanik ve kaynaklara göre yaptigim arastirmayi buraya yansitacagim yorum sizlerin.
10 Agustos 1915 Çanakkale Bogazi sanki bir Cehennemdi.Parçalanmis cesetler , kan kokusu ve yanan vücutlar, siperler sanki bir firin gibi.Ingiliz askeri , tarihin en büyük yenilgilerinden birine adim adim yaklasiyor. Ingilizlerin komutani Sir Ian Hamilton korkunç bir yenilgiye ugrayacaklarini anlamis ve savasi kazanmanin tek sansini taze güçlerle birlikte yapilacak büyük bir saldirida görmüstür.
Sir Hamilton , Tekketepe ve Kavaktepe'ye gece karanliginda ani bir saldiri yapmayi planlamisti. Bu saldiri için 12 Agustos gecesi 54. Tümen ilerlemeye basladi . Bu tümenin içinde Norfolklularin alayi da bulunuyordu. Tepelerin yamacina kadar ilerleyecek ve gün isigi ile birlikte saldiriya geçeceklerdi. Fakat gece yürüyüsü yapilacak bölgede, Türk askerlerinin pusuya yattigi sanilmaktaydi. Bu nedenle Norfolklularin bir tümeni , önden giderek yolu açmak göreviyle 12 Agustos öyleden sonra harekete geçti.Bu öncü tümenin ilerleyisi , tam bir hüsranla sonuçlanacakti ve öylede oldu. Çünkü Gelibolu Savasinda gösterdigi saskinlik ve beceriksizligin bir örnegini verdiler.
Ögleden sonra saat 4 de baslamasi gereken topçu destegi 45 dakikalik bir gecikme söz konusu oldugu halde haberlesme hatasi nedeniyle gereksiz yere zamanin dan önce basladigindan bosuna ates güçlerini harcamis oldular.
Ingiliz güçleri savas alanini iyice incelememis , ellerindeki saldiri planini bile alelacele yapmis ve Türklerin gücünün ne oldugun dan da habersiz bir durumdaydilar.
163. Tümen 4 . Norfolk taburu geride olarak , gün isiginda düz ovayi geçmeye çalismanin kesinlikle bir hata oldugunu anladiginda ancak 900 metre ilerleye bilmislerdi. Türklerin direnci Ingilizlerin tahmininden daha büyüktü. Ingiliz tümeninin büyük bir bölümü , yogun bir makinali tüfek atesi altinda kaldigi için oldugu yerden bile kimildayamamislardi. Ancak sag kanatta yer alan 5. Norfolk Taburu , daha az direnmeyle karsilastigindan ilerlemeyi sürdürdü.
Iste tam o sirada 22 kisilik bir Yeni Zelanda sahra birliginin gözleri önün de , Norfolk Alayinin 4 . Taburuna bagli çok sayida asker , karsilarindaki tepeye dogru yürümeye basladilar. Tepenin üstü ekmek somunu biçiminde beyaz ve parlak bir bulutla kapliydi.
NGILIZ KRALLIK NORFOLK ALAYI askerleri , yavas yavas tepeye yaklastilar ve bulutun için de kayboldular. Son askerde bulutun içine girdikten sonra , beyaz parlak bulut yavasça havalandi ve rüzgarin yönünde hareket ederek uzaklasti.
Sir Ian Hamilton , Ingiliz Savas Bakani Lord Kitchener'e yolladigi telgrafta , olayi söyle anlatiyor. Savas sirasinda, 163 . Tümen her bakimdan üstün oldugu bir anda çok tuhaf bir sey oldu. Türklerin zayiflamakta olan güçlerine karsi , Albay Sir H. Beauchamp , yürekli ve kendine güvenen bir subay olarak büyük bir çabayla hizla ilerledi ve savasin en güzel bölümü böyle basladi.
Savas daha kizismis ve ortalik iyice karismisti.O sirada askerlerin çogu yarali ve susuzluktan perisan durumdaydilar. Bunlar karargaha ancak gece geri dönebildiler.
Ama Albay ,16 Subayi ve 250 askeriyle önüne düsmani katmis , hizla ilerlemeyi sürdürmekteydi... Daha sonra bunlardan hiçbir haber alinamadi. Ormanlik bölgeye saldirdiktan sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmaz oldu. Içlerinden hiç biri geri dönmedi.267 kisi hiçbir iz birakmadan kaybolup gitmisti....
Çanakkale Savasindan 50 yil sonra olayin görgü tanigi üç Yeni Zelandali eski asker , hareket eden ve askerleri alip götüren dev boyutlu parlak beyaz buluttan söz ettiler. Yoksa bu bulut uçan daire filosunun ana gemisi olabilirmiydi ?
Üç Yeni Zelandali eski asker 50 yil sonra asagidaki açiklamayi yaptilar. ( Bu arada Çanakkale Savasinda Ingiliz ordusunun kaybi 34.000 askerdi. Günümüzde bunlarin sadece 27.000 askerin mezari bulunmaktadir . Yani kaybolan Ingiliz asker sayisi 7.000 dir. Ama nedense 70 yildir kayiplarin hepsi degilde sadece buluta girip yok olan 267'si özellikle aranip durmustur.)


GÖRGÜ TANIKLARI OLAN 3 YENI ZELANDALI ASKERLERIN AÇIKLAMASI
"12 Agustos 1915.
Asagida anlatilanlar , bu tarihte gerçeklesmis garip olayin bir dökümüdür. Bu olay , savasin en siddetli ve son anlarinda , gün isiginda , Anzak Suvla Koyu 60. tepede gerçeklesti Gün agarirken gök berrakti. Görünürde 6 ya da 8 tane , hepsi birbirinin esi olan ,ekmek somunu biçimindeki bulut , 60.tepenin üstünde yayilmis duruyordu.O sirada saat de 6 ya da 8 kilometrelik bir hizla güneyden meltem esmesine karsin , bu bulutlarin biçimleri de yerleri de degismiyordu. Meltemin etkisiyle kayip gitmediler. Bulundugumuz yere göre 60 derecelik bir yükseklikte asili duruyorlardi; yani tepenin 150 metre üstündeydiler. Bulut kümesinin tam altina gelen yerde , topragin üstünde duran ayni boyut ve biçimde duran bir bulut daha vardi. Yaklasik 250 metre uzunlugun da 65 metre yüksekliginde ve 60 metre genisligindeydi. Bu bulut oldukça yogundu, yapisi kati maddeymis gibiydi ve Ingilizlerin bulundugu savas yerine 900 - 1100 metre uzakliktaydi Bütün bunlari Yeni Zelanda Kitasinin 1.Sahra birligine bagli 3. Bölük deki 22 asker gördü. Aralarinda bizde vardik. Içinde bulundugumuz siperden güney bati dogrultusun da 1350 metre öteye yere inmis olan bulut duruyordu. Bulundugumuz yer 60. tepeye göre 90 metre daha yukarida oldugundan ,üst den görebiliyorduk. Bulut daha sonra Kayacik Dere denilen kuru bir derenin yatagina dogru ilerlediginde , onun daha önce durdugu zemini bütünüyle görebildik.Bu bulutta , öbürleri gibi açik gri renkteydi. Daha sonra 4 . Norfolk Alayi'ndan askerlerin bu kuru dere yatagindan harekete geçerek 60 . tepeye dogru uygun adim yürüyüse geçtigini fark ettik. Buluta vardiklarinda , hiç çekinmeden dost dogru içine girdiler. Ama yeniden içinden çikip , 60. tepede savasa katilan hiç kimse olmadi..Bir saat sonra , askerlerinin sonuncusu da görünmez olunca , bulut sanki yükünü almisçasina yerden yükseldi. Herhangi bir bulut gibi , yukarida duran öbür bulutlara ulasincaya kadar yavas yavas havalandi. Bulutlara yeniden baktigimizda , tipki kabugun içindeki bezelyeler gibi görünüyorlardiO ana kadar yukaridaki bulutlar yerlerinde duruyorlardi. Yerdeki bulut yükselip ayni hizaya gelir gelmez , ansizin kuzeye dogru uzaklasmaya basladilar. Trakya yönüne dogru gittiler. Üç çeyrek saat içinde de gözden kayboldular.Savas sonunda bu askerler kayip yada yok edilmis sayildi. 1918 yilinda Türkiye isgal edildiginde , Ingiltere'nin Türkiye'den ilk istegi de , askerlerinin geri verilmesi oldu. Türkiye'de, bu askerlerin ne tutsak alindigini , ne de bunlarla karsilasilmis oldugunu söyledi. Varligini bile bilmiyorlardi.. Anzak çikarmasinin 50. yilinda , geçte olsa ,asagida imzasi olan bizler , anlattigimiz bu olayin kelimesi kelimesine dogru oldugunu beyan ederiz."
IMZALARI BULUNAN GÖRGÜ TANIKLARI
Istihkam eri 4/165 künyeli F. REICHARDT , Malata , Bay Of Plenty.
Istihkam eri 13/416 künyeli R.NEVNES, 157 King Street , Cambridge.
J.L.NEWMAN , 75 FREYBERG STREET, OCTUMOCTAI , TAURANGA
Reichardt ve arkadaslarinin verdikleri ifadede birde ek bölüm var. Çanakkale Savasiyla ilgili resmi bir tarihçeden alinmis. Bu tarihçede 4 . Norfolk Alayindan askerlerin kaybolusuyla ilgili sunlar yazili:
"Mevsimsiz ortaya çikan bir sis tarafindan bu askerlerin tümü yutuldu. Bu sis günes isinlarini çok güçlü bir sekilde yansitiyordu. Topçulara hedef gösteren askerlerin gözleri kamasti. Hedef bilgisi gelmedigi için, top atesi bir süre kesildi. Sisin yuttugu askerleri daha sonra ne gören , nede duyan oldu."



“NIYE ZAHMET BUYURDUNUZ YA RASÛLULLAH?”


Kalbi engin bir sefkat ve merhametle dolu olan Yarbay Hasan Bey, Kilitbahir köyünden geçerken yarali bir köpegin su içmek için köy çesmesine yaklasmaya çalistigini, fakat çesme basinda çamasir yikayan kadinlarin ve oynayan çocuklarin yarasindan kanlar ve irinler akan bu köpegi çesmeye yaklastirmadigini gördü.
Köpek boynunu büküp çaresiz bir sekilde dönerken olayi takip eden Hasan Bey atindan atladi. Akan kanlarina ve irinlerine aldirmadan köpegi kucaklayip çesmeye getirdi. Önce bir güzel susuzlugunu giderdi, sonra yaralarini sardirip karnini doyurdu.
Köpek âdeta hayata yeniden dönmüstü. Velinimeti olan Hasan Bey’in pesini birakmiyordu.
Yarbay Hasan Bey de köpegi sevmisti. Ona Canberk ismini koydu. Canberk Türk siperlerinde gündüz savaslara katiliyor aksam nöbet tutuyordu. Yaralari da artik iyilesmis, tüyleri yeniden çikmisti.
Bir gün Fransizlarla yapilan süngü harbinde Mehmetçik basarili olmus, düsman siperlerini ele geçirmisti. Yarbay Hasan Bey siperler arasinda dolasip yarali olan askerleri cephe gerisinde kurulan hastaneye sevkediyordu. Bir Fransiz askerinde hafif bir kipirdanma görünce yarali zannedip yanina yaklasti. Zira merhamet âbidesi olan Hasan Bey’in engin yüreginde sadece yarali bir köpege degil, gögüs gögse çarpistigi düsman askerine bile fazlasiyla yer vardi. Fakat yerdeki Fransiz askerinin Canberk kadar bile iyilikbilirligi, kadirsinasligi yoktu. Yarbay Hasan Bey sefkatle egilip yarasi var mi diye bakarken ani bir hareketle hançerini çikarip Hasan Bey’in gögsüne sapladi. Artik Hasan Bey son anlarini yasiyordu. Askerleri büyük üzüntü içindeydi. Canberk de kosa kosa gelmis Hasan Bey’in ellerini yaliyor, melül melül gözlerine bakiyordu. Tabur imami da geldi, basinda Kur’an okuyordu. Yarbay Hasan Bey yanindaki askerlere birden “Beni ayaga kaldiriniz” diye seslendi.
Iki asker kollarina girip Hasan Bey’i ayaga kaldirdilar ve Hasan Bey son sözlerini söyledi:
“NIYE ZAHMET BUYURDUNUZ YA RASÛLULLAH?”

HAKKINI HELAL ET


Çanakkale Savasi’nda Yasanmis Bir Hikaye..
Koca dere köyünde büyük bi sargi yeri kuruluyor.
Kimi Urfali , kimi Bosnali , Kimi Adiyamanli , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayida yarali getiriliyor…
Bunlardan biri Lapsekinin Beybas Köyndendir ve yarasi oldukça agirdir.
Zor nefes alip vermektedir.
Alçalip yükselen gögsünü biraz daha tutabilmek için komutaninin elbisesine yapisir.
Nefes alip vermesi oldukça zorlasir ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarindan.
“Ölme ihtimalim çok fazla…
Ben bir pusula yazdim…
Arkadasima ulastirin…”
Tekrar derin nefes alip, defalarca yutkunur:
“Ben…Ben köylüm Lapseki’li Ibrahim Onbasindan 1 Mecit borç aldiydim…
Kendisini göremedim.
Belki ölürüm.Ölürsem söyleyin hakkini helal etsin”
“Sen merak etme evladim” der Komutani, kaniyla kirmiziya boyanmis alnini eliyle oksar.
Ve az sonra komutaninin kollarinda sehit olur ve son sözü de
“söyleyin hakkini helal etsin” olur…
Aradan fazla zaman geçmez.
Oraya sürekli yaralilar getiriliyor.
Bunlardan çogu daha sargi yerine ulastirilmadan sehit düsüyor.
Sehitlerin üzerinden çikan esyalar, künyeler komutana ulastiriliyor. Iste yine bir künye ve yine bir pusula.
Komutan göz yaslarini silmeye daha firsat bulamamistir.
Pusulayi açar, hiçkirarak okur ve oldugu yere yigilir kalir.
Ellerini yüzüne kapatir, ne titremesine nede göz yaslarina engel olamaz…
PUSULADAKI NOT:
“Ben Beybas Köyünden arkadasim Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi.Biraz sonra taarruza kalkacagiz.
Belki ben dönemem. Arkadasima söyleyin ben Hakkimi Helal Ettim.”

 

KENDİ CENAZE NAMAZINI KILAN SEHİTLER


… Kirte muharebeleri sirasinda bölükler arka siperlerde hücum siralarini beklemektedirler. Bütün asker süngü takmis siperlerden firlamaya hazir. Sinirler gergin. Bütün dudaklar kipir kipir dualar okunuyor, Kelime-i Sahadet getiriliyor. Süre uzuyor. Yüzbasi erlere sesleniyor… “Yavrularim… Aslanlarim… Biraz sonra Cenab-i Rabbül Âlem’in huzuruna varacagiz. Abdestsiz gitmeyelim… Haydi! Tüfeklerimizin kabzalarina ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim…” Teyemmüm edilir… Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yüzbasi; “Çocuklarim… Saniyorum biraz daha bekleyecegiz… Önümüzde biraz daha zaman var. Ileride arkadaslarimiz sehit oluyorlar. Hem onlar için, hem de vakit varken kendi cenaze namazimizi kilalim… KÂBE karsimizda…” Arkadan Of’lu Ali Çavus bagirir. “ER KISI NIYETINE!...” O gün yapilan hücumda, kendi cenaze namazini kilan pek az kisi sag kalabilmisti. Onlar Allah’a verdikleri sözü tuttular…

 

İNSANLIK DERSİ


Avustralya Genel Valisi Lord CASEY Geliboluda'ki savasa Tegmen rütbesiyle katilmis bir ANZAK'tir. Birgün Türklerle çok siddetli bir çarpismaya girdik, adeta gögüs gögüse idik. Her iki taraf da çok can kaybi vermisti. Aramiza biraz mesafe koymak için siperlerimize dönmek istedik.; büyük bir bölümümüz yerlerinizi almistik. Bir Ingiliz tegmen iki siper arasinda nerden atildigi belli olmayan bir top mermisi ile bacagini kaybetti ve orada yigilip kaldi... Feryat ediyordu, bizim siperlerden kimse kalkip onu ordan alimaya cesaret edemedi. Bekliyorduk, Bu arada Türk siperinden bir asker mevziinden ayaga kalkti; elindeki tüfegi ni siperin önüne koydu. Uzun boylu, biyikli, yigit bir asker, agir adimlarla yarali subaya yürüdü. Durumu kavradim. Bizim siperlerdeki askerlere kesinlikle ates etmemelerini söyledim, Türk askeri yarali subayi kucagina alarak bizim siperlerin önüne getirdi ve yere yavasca birakti... Türk askeri arkasina dönerek, yine agir adimlar ile mevzinin önüne koydugu tüfegini alarak siperine girdi! Yarabbi bu necesaret, bu neasalet, bu ne ruh gücü demekten kendimi alikoyamadim. Biz çok kahraman bir milletle savastik. Bizi milletsiz yaptiniz.
Lord CASEY
Genel Vali
Basbakan

 

KINALI HASAN


Çanakkale savaslari sirasinda cepheye devamli gencecik, piril piril insanlar yagmistir. Bu gencecik çocuklar savasa gitmeden evvel kisa bir egitimden geçer sonra cepheye giderlerdi. Yeni erleri denetleyen komutan Sirri Bey genç er Hasan'in saçindaki kinayi görüp ona takilir.
- Hiç erkek adam saçina kina yakar mi?
- Bilmiyorum komutanim anam yakmistir!
Genç adam gerçektende anasinin neden saçina kina yaktigini bilmez. Anasina bir mektup yazarak neden böyle bir sey yapma ihtiyaci duydugunu sorar.
Anasinin cevabi çok duygusaldir.
- Oglum aslanim sen bu yasa gelene kadar bu vatanin ekmegini yedin suyunu içtin artik bu vatana borcunu ödeme vaktin geldi. Sen babanin, benim, kardeslerinin bu vatana bir kurbanisin. Oglum söyle kumandanina bizim buralarda kurbanlik diye ayrilan koyunlar kinalanir. Bende seni evlatlarimin arasindan vatana kurban adadim onun için saçini kinaladim.
Ne yazik ki kinali Hasan mektubu kumandanina okuyamadan girdigi çatismada yaralanmis ve kurtulamamistir. Kinali Hasan'i defnetmeden evvel üzeridekiler alinir cebinden anasinin mektubu da çikar; o anin heyecani ile bitmemis bir siir yazmistir.
Anam yakmis kinayi, aday diye
Ben de vatan için kurban dogmusum
Anamdan Allah'a, son bir hediye
Kumandanim! Ben Ismail dogmusum...

 

YÜZBAŞI KEMAL BEY


Bir Kurmay Yüzbasi olan Kemal Bey, Çanakkale cephesinde agir yaralanmistir... Doktorlar derhal ameliyat edilmesini isterler. Kemal Bey, askerlerinin kollarinda ameliyat mahalline götürülürken kendine gelir ve hemen su emri verir:
-Beni hemen tümen karargâhina götürünüz!
O sirada karargâh çadirinda siddetli bir tartisma yasaniyordu. Yüzbasi Kemal Bey çadira getirildigi sedye içerisinde âdeta yaralarinin acisini unutmus, bu siddetli tartismanin sonucuna kulak kesilmisti...
“Aman geri çekilmeyin!”
Derken subaylardan biri ilk hattaki siperlerin bosaltilmasini teklif etti. Bu teklif çadirda yankilanir yankilanmaz yaralarindan oluk gibi kan akan ve bunun tesiriyle yüzü gözü sararmis ve solmus olan ve adim adim ölüme yaklasan Kemal Bey basini sedyeden kaldirdi ve söyle haykirdi:
-Aman geri çekilmeyin!
Tartisma devam ediyordu. Yaninda bulunan neferlerden birine;
-Bir ezan okur musun, dedi.
Kemal Beyin bu emri üzerine asker yüksek sesle ezan okumaya basladi. O anda çadirin içindeki hava daha bir ulvilesiyor ve çadirdakilerin gözlerinin kenarlarinda damlaciklar birikiyordu. Arkadaslarina döndü ve;
-Bu ezanlarin susmasini ister misiniz? Ey aziz kardeslerim, diye sordu.
-Hayir elbette hayir, diye cevap verilince;
-Öyleyse hazirlanin ve sakin cepheyi geriye çekmeyin, dedi.
Karargâh çadirinda karar verilmisti. Hiçbir siperde geri çekilme harekâtina girisilmeyecek, eldeki topraklar son askerimize kadar savunulacakti. Yüzbasi Kemal Bey, bu karar sonrasinda basini huzur içinde yeniden sedyesine indirdi. Az önce vatan müdafaasi ve buralari düsmana kaptirma endisesi ile iri iri açilan gözler simdi yeniden kapanmisti. Çevresindeki askerler telasla sedyeyi sirtlandilar ve sargi yerine dogru yollandilar...
“Salihler arasina dahil eyle”
Yüzbasi Kemal Bey çok kan kaybetmisti. Her geçen saniye sanki bu dünyadan biraz daha kopuyordu. Soganli Dere’nin üstünden Behramli köyüne gelmislerdi ki Kemal Bey isaretle bir yudum su istedi. Az önce ezan ve vatan sevgisiyle haykiran bu mübarek dudaklardan simdi son sözler dökülüyordu;
“Ey Rabbim beni Müslüman olarak öldür ve salih insanlarin arasina dahil eyle...”
Bunlari söyledikten sonra ruhunu teslim etti...


“BEDELİ ÇANAKKALE’DE”


Askerlik vazifesi yaparken vatan ugrunda sehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her Türk için tabii bir seydir. Ancak bu 45 sehit ve 150 gazinin durumu baskadir. Zira bunlarin istisnasiz hepsi( 1909 ve 1914 Askeri Mükellefiyet Kanunu geregince) askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli( tecilli) tutulmus gençlerdir. Bu iki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunlari askerlik vazifesinden “ maksureli” ettigi gibi , Balkan Harbi sirasinda mer’i olan 1909 kanunu da üstelik bütün Istanbul halkini askerlik vazifesinden azade kilmaktadir. bu sehit ve gazilerin hepsi 17-22 yasindayken ve bir kismi henüz mektebin lise ve orta kisminda, bir kismiysa mezun ve Istanbul Darülfünunu veya Avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yaris edercesine askerlik subelerine kosmuslar ve gönüllü olarak askere yazilmislardi. Hatta içlerinden Irak Cephesi’nde sehit düsen 646 Celal Ibrahim seferberligin ilaniyla beraber geceden gidip askerlik subesinin kapisinda sabahlamis ve “ 1 Numarali Gönüllü” yazilmak serefini elde emistir.
Galatasaraylilarin bu süheda menkibeleri arasinda dünyada esi bulunamayan bir tanesini ( Mehmet Muzaffer’in Destanini ) Gazeteci Ziyad Ebuzziya söyle dile getiriyor:
****
Üç aylik bir talimden sonra Mehmet Muzaffer “zabit namzedi” olarak Çanakkale’de idi. ( Mart 1916) müttefik Ingiliz ve Fransiz kuvvetleri, Çanakkale’ de ugradiklari maglubiyetlerden ve verdikleri yüzellibin zayiattan sonra Bogaz ’i asamayacaklarini anlamislar , 1915’in son haftasiyla 1916’nin ilk haftasinda bütün hatlari tahliye edip çikip gitmislerdi.
Galatasaray Lisesi ögrencisi iken gönüllü Çanakkale cephesine giden zabit (subay) adayi Mehmet Muzaffer Bey'in alayinin otomobillerine lastik satin almak için bir gecede (1916 yili bahari) yaptigi sahte 100 liranin ön yüzü. Paranin altinda "bedeli Çanakkale'de altin olarak ödenecektir" yazilidir. Tegmenlige yükselen bu vatanseverimiz, 1917 yilinda Gazze'de sehit düsmüstür.
Muzaffer Çanakkale’ye vardiginda harp durmustu. Zaman zaman Imroz ve Bozcaada’da üslenmis düsman gemileri ve uçaklari bombardimanda bulunuyorlarsa da 1915 Nisan ’in da Aralik sonuna kadar sekiz ay süren kanli bogusmalarla kiyasla bu bombardimanlar “ hiç mesabesindeydi.” Çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kismi Kafkas, Irak, ve Filistin cephelerine sevk edeceklerdi. Hazirlanma ve noksanlarina ikmal emri aldilar. Muzaffer birliginin alay karargahinda görevliydi. Alay ’in kamyon ve otomobil lastigi ile diger bir takim malzemeye ihtiyaci vardi. Bunlar ise ancak Istanbul’dan saglanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübayalar için arttirma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunlari kaybedilecek vakit vardi. Her sey “itimat” ile yürürdü. Muzaffer açikgözlü ve becerikli Istanbul çocugu oldugundan Karargah, gerekli malzemenin temin ve mübayaasina onu memur etti. Icabeden paranin kendisine itasi içinde Erkan-i Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazili bir tezkereyi eline verdiler.
O yillarda Istanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasitalardi. Bunlarin lastikleri de yok denecek kadar azdi ve karaborsaydi. Muzaffer aradi,ugrasti,nihayet Karaköy’ de bir Yahudi de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fahisti , ama yapacak baska bir sey yoktu. Anlasmaya vardi. Lazim gelen parayi almak üzere Erkan-i Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Muzaffer az sonra yasli b,r kaymakam Yarbay ’in huzurundadir. Kaymakam uzatilan tezkereyi okudu. Karsisinda hazirol da duran ihtiyat zabitine bakti. Isteyecegi paranin miktarini sormadan ,”Ne alinacak” dedi. “ Oto kamyon lastigi” cevabini verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik bakti :
“ bana bak oglum! Ben askerin ayagina postal sirtina kaput alacak parayi bulamiyorum. Sen otomobil lastiginden bahsediyorsun. Haydi yürü git ,insani günaha sokma para mara yok!...
Muzaffer selami çakti disari çikti. Harbiye Nezareti’nin ( bugünkü hukuk fakültesi binasi) bahçesinden disariya agir agir yürürken ne yapacagini düsünüyordu. Malzemelere Alay ’in ihtiyaci vardi. Elindeki( Almanlarin verdigi) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabasi lastiksizdi. Diger malzemelerde mutlaka lazimdi. Kendisi bulur alir diye görevlendirilmisti. Malzemeyi bulmustu fakat para yoktu. Eli bos dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazimdi...
Muzaffer bunlari düsüne düsüne Beyazit Meydani’na vardi birden durdu. Kendi kendine gülmüstü aradigi çareyi bulmustu.
Dogru tüccar Yahudi’ nin yanina gitti:
“ Paranin tediye muamelesi aksamüstü bitecek,ezandan sonra gelip mallari alamam . gece kaldiracak yerim yok. Yarin ögleden evvel vapur Çanakkale’ye kalkiyor, yetistirmem lazim. Onun için sabah ezaninda gelecegim mallari mutlaka hazir edin...”
Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrilirken ilave etti.
“Altin para vermiyorlar kagit para verecekler”
yahudi yine “peki” dedi. Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanligindan sagladigi araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapisindaydi. Ortalik henüz isiyordu. Tüccar mallari hazirlamisti. Hava gazi fenerinin yarim yamalik aydinlattigi loslukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralik kagit para) verdi. Araba dörtnal Sirkeci ’ye yollandi. Malzeme sat’a oradan dubada bagli gemiye aktarildi. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmustu.
Üç gün sonra Yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere Osmanli Bankasi’na gitti. Bozmadilar zira elindeki para sahte idi.
Muzaffer, evrak-i nakdiyelerin basiminda kullanilan kagitin aynini Karaköy kirtasiyecilerinden tedarik etmis bütün gece oturmus çini mürekkebi ve boya ile gerçeginden bir bakista ayirt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmisti. Tüccara verdigi ve yutturdugu para buydu. O devrin hakiki paralarinin üzerindeki yazilar arsinda bir de su ibare bulunuyordu: “ Bedeli Dersaadet’te altin olarak tesviye olunacaktir.”Muzaffer yaptigi taklit paradaki bu ibareyi degistirerek söyle yazmisti:
“ Bedeli Çanakkale ‘de altin olarak tesviye olunacaktir.”
Onun burada altin dedigi Çanakkale’de Mehmetçigin akittigi, altindan daha kiymetli kani idi.
Sahte paraya gelince...
Yahudi tüccar bunu mesele yapmadi. Yapmak mi istemedi, yapmaktan mi çekindi bilinemez. Ancak olay bütün Istanbul’da yayildi. Dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise Sehzade Halim Efendi ’nin kulagina kadar gitti. Sehzade hemen lalasini göndererek Yahudi tüccari buldurdu. Yüzlük taklit evrak-i nakdiyeyi bedelini altin olarak ödeyip aldi. Çok zarif sedef kakmali, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerlestirip, Istanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. Bu emsalsiz parça müzede seref mevkiinde muhafaza olundu.

"SAG KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR"


Seddülbahir ve Conkbayir'in büyük kahramanlarindan biride Bombaci Mehmet Çavus 'tu. Bu kahraman Anadolu çocugu ,Ingilizlerin siperlerimize firlattigi el bombalarini korkusuzca hemen yakalar,karsi tarafa firlatir ve zararini kendilerine dokundururdu. Ingilizler bunu anlamis olacaklar ki bombalari bir kaç sayi saydiktan sonra firlatarak Mehmet Çavus 'un iadesini önlemeye çalismislardi. Iste böyle bir bomba Mehmet Çavus 'un elinde patlayarak sag elinin bileginden kopmasina sebep olmustu. Bu yigit delikanli vazife suuruyla hastahaneden tabur kumandanina yazdigi mektupta söyle diyordu:
"Sag kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala is görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kitama iltihak edip düsmanla çarpismama mani olan sey yaramin henüz kapanmamis olmasidir.
Hastahaneden kurtularak halen harbe istirak edemedigim için beni mazur görünüz ,affedeniz muhterem kumandanim.."

BOMBA SIRTI


“Bomba sirti olayi çok önemli ve dünya harp tarihinde, esine rastlanmasi mümkün olmayan bir hâdisedir. Karsilikli siperler arasindaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbiri kurtulmamacasina hepsi düsüyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir sogukkanlilik ve bir tevekkül biliyor musunuz? Bomba, sarapnel ve kursun yagmuru altinda öleni görüyor, üç dakikaya kadar ölecegini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor.
Sarsilma yok. Okuma bilenler Kur’an-i Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazirlaniyorlar. Bilmeyenler ise kelime-i sehâdet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sicak cehennem gibi kayniyor. 20 düsmana karsi her siperde bir nefer süngü ile çarpisiyor. Ölüyor-öldürüyor. Iste bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanin hiçbir askerinde bulunmayan tebrike deger bir örnektir. Emin olmalisiniz ki, Çanakkale Muharebelerini kazandiran bu yüksek ruhtur”